Alexander Graham Bell (1847-1922)Kimdir?

Alexander Graham Bell (1847-1922)

İskoçya asıllı ABD’li bilim adamı 

Alexander Graham Bell,

 3 mart 1847’de doğdu. 7 mart 1876’da telefonun patentini aldı. İlk telefon şirketi olan Bell telefon şirketini 1877’de kurdu.

Bell telefon şirketi bugün ABD’nin en büyük şirketlerinden biridir. Ayrıca kendi geliştirdiği fonograf için bir, hava araçları için beş, hidro uçaklar için dört ve selenyum piller için de iki patenti vardır.

Babası kendini sağır ve dilsiz insanların sorunlarıyla uğraşmaya kendini adamıştı. Bu nedenle Alexander Graham Bell, küçük yaştan itibaren, daha sonradan çok işine yarayacak olan ses bilgisi konusunda bilgiye sahip oldu.

Bell de kendini, sağır öğrencilerin, dolaylı olarak da olsa, seslerin dünyasını kavramaları ve yaşamalarına adadı ve ilk olarak Boston’daki Sağır ve Dilsizler Okulunda çalışmaya başladı.

Telgraf şirketlerinin çıkmazı olan, bir hat üzerinde aynı anda yalnızca tek bir mesajın iletilmesi sorununa çözüm arayacak çalışmaya başlamıştı. Başlangıçta çoklu bir telgraf geliştirmeyi istiyordu.

Bell, ses tellerinin ve kulak zarının titreşimlerinden yola çıkarak, insan sesindeki frekansı elde ederek, bunları elektrik sinyali biçiminde bir telden iletmenin olanaklı olup olmadığını araştırıyordu.

Bunun için de diyaframla, yapay bir kulak zarı yaratmanın gerekli olduğu sonucuna vardı. Diyafram, hem konuşma sesiyle titreşim oluşturabilecek hem de elektrik akımı yaratan küçük değişikliklere tepki verebilecek kadar ince bir tabakaydı.

Tam ortasına da diyafram hareket ettikçe hareket eden bir manyetik zar yerleştirdi. Ses titreşimleriyle oluşan değişiklikler, alıcı merkeze ulaştığında, alıcının diyaframında titreşime neden olarak, sinyalleri yeniden sese çeviriyordu.

En değerli patentlerden biri olan telefonun patentini Bell, 7 mart 1876’da, 29’uncu yaş gününden dört gün sonra aldı.

 İlk telefon şirketi olan Bell telefon şirketi de 1877’de kuruldu.

Bell aynı zamanda çok yönlü bir araştırmacı ve mucitti. Aşırı büyük üç boyutlu kutu uçurtmaları kullanarak

insan taşımayı başarmış ve bu çalışmaları sadece denemelerini yaptığı istasyonunda bulunan nehri kıyıdan

kıyıya geçmek amaçlı kullanmıştır. Bell, 2 ağustos 1922’de hayata veda etti.

‘”Telefon Taslak Çizimi.”Telefonun Tarihi Resmi

Telefonun Tarihi-İcadı

Yüzyıllar boyunca insanlar uzak yerlerle haberleşmeyi sağlayacak işaretler gönderme yollarını aradılar. Mesaj iletmek için başvurulan ilk yöntemler, açık havada yakılan ateşler ve parlayan aynalardı. Fransız Claude Chappe 1793’te icat ettiği mesaj iletme makinesine, “uzaktan yazan” anlamında “telgraf” adını verdi. Bu aygıtın işleyişi, kule tepesine takılmış hareketli kolların kullanılmasıyla oluşturulan işaretler yardımıyla rakam ve harfleri iletmeye dayanıyordu.

Sonraki 40 yıl içinde elektrikli telgraf geliştirildi ve 1876’da Alexander Graham Bell , ilk kez konuşmaları teller aracılığıyla iletmeyi sağlayan telefonu icat etti. Sağırlarla ilgili çalışmaları, Bell’i seslerin havadaki titreşimlerle nasıl oluştuğunu merak etmeye yöneltmiş, “armonik telgraf” adı verilen bir düzenek üstünde çalışırken, elektrik akımının konuşma sırasında oluşan titreşimleri andıracak biçimde değiştirilebileceğini bulmuştu. Telefonla ilgili çalışmalarının dayandığı ilke de buydu.

Türkiye’de ilk telefon 1908 senesinde uygulanmaya başlandı. Kadıköy ve Beyoğlu santralleri 1911 senesinde hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santralı 1926 senesinde Ankara’da kuruldu. Ardından diğer il merkezlerinde de telefon santralları kurulmaya başlandı.

Albert Einstein Kimdir?

Albert Einstein hayatı,

Albert Einstein biyografi,

buluşları, yaptığı çalışmalar,

eserleri, kitapları ve neleri buldu

Albert Einstein (14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955), modern fizikte iki temel direkten biri olan (kuantum mekaniği yanında) görelilik teorisini geliştiren Alman doğumlu bir teorik fizikçidir. Teorik fizikteki hizmetleri  ve özellikle kuantum teorisinin evriminde önemli bir adım olan fotoelektrik etki yasası keşfi için 1921 yılında Nobel Fizik Ödülünü aldı. Birçok deney ve gözlem ile ispatlanan Özel ve Genel Görelilik Teorileri, fizik ve astronominin birçok dalı için büyük önem taşımaktadır.

Einstein, ışık, madde, yerçekimi, mekan ve zaman ile ilgili teorileri ile bilinmektedir. En çok bilinen ve dünyanın en ünlü denklemi E = mc² ‘dir. Bu denklem enerji ve kütlenin aynı şeyin farklı formları olduğu anlamına gelmektedir.

Einstein hayatı boyunca 300’den fazla bilimsel makale ve 150’nin üzerinde bilimsel olmayan eser yayınladı. Birçok Avrupa ve Amerika üniversitesinden fen, tıp ve felsefe alanlarında fahri doktora ünvanları aldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında, Başkan Franklin D. Roosevelt’e Almanya’nın bir atom silahı geliştirdiğini ve ABD’nin nükleer silah araştırmasına başlaması gerektiği konusunda öneride bulundu. Manhattan Projesi adıyla başlatılan bu araştırma, ABD’nin savaş sırasında nükleer silah (Atom Bombası) sahibi olan ilk ve tek ülke olmasını sağladı.

Zekasına yapılan övgüler üzerine Einstein alçak gönüllü olarak “Ben bir dahi değilim, sadece meraklıyım. Birçok soru soruyorum ve cevap basit olduğu zaman Tanrı yanıtlıyor” demiştir.

Albert Einstein’ın Çocukluğu

Albert Einstein, 14 Mart 1879’da Alman İmparatorluğu’ndaki Württemberg Krallığı’nda Ulm’da doğdu. Babası mühendis ve satışçı olan Hermann Einstein ve annesi Pauline Koch’dur. Aile, 1880 yılında, Einstein’ın babası ve amcası Jakob’un (DC) doğru akımla çalışan elektrikli cihazlar üreten bir şirket olan Elektrotechnische Fabrik J. Einstein & Cie’yi kurduğu Münih’e taşındı. Einstein iki yaşından sonra konuşmaya başladı. Einstein dört yaşına geldiğinde, babası ona manyetik bir pusula verdi. Pusulanın iğnesinin nasıl olupta kendi kendine kuzeye yöneldiğini anlamak için çabaladı. Pusula kapalı bir kutuda olsa da, hava rüzgarlı olsa da sürekli  hiçbir şey iğnenin kuzeyi göstermesini engelleyemiyordu. Bu şekilde Einstein, fen ve matematik eğitimi almakla ilgilenmeye başladı. Pusula, bilim dünyasını keşfetmesi için kendisine ilham verdi.

Einstein ailesi Ashkenazi Yahudilerine uygun olmayacak bir anlayışla, Alberti, beş yaşından itibaren Münih’te bir Katolik ilkokuluna gönderdi. Üç yıl boyunca bu okulda eğitim aldı. 8 yaşındayken Luispold Gymnasium’a (şu anda Albert Einstein Gymnasium olarak bilinir) geçti. Alman İmparatorluğu’ndan ayrılana kadar yedi yıl boyunca ilk ve orta dereceli okul eğitimini gördü.

1894’te Hermann ve Jakob’un şirketi, ürettiği cihazlarını doğrudan akım (DC) standartından daha verimli olan alternatif akım (AC) standartına dönüştürecek sermayeden yoksun oldukları için Münih şehrinin elektrikli aydınlatma ihalesini kaybetti. Bu kayıp, Münih fabrikasını satışa çıkarmalarına neden oldu. Einstein ailesi yeni iş arayışına başladı. Önce İtalya’da Milano’ya, bir kaç ay sonra Pavia’ya taşındı. Aile Pavia’ya taşındığında Einstein, Luitpold Gymnasium’da devam eden eğitimini bitirmek için Münih’te kaldı. Babası onun elektrik mühendisi olmasını istiyordu ancak Albert okulun rejimini ve öğretim yöntemini yanlış buluyordu. Bu yüzden okul yöneticileri ile çatışmalar yaşadı. Ailesine, öğrenme ve yaratıcı düşünce ruhunun katı öğrenme yöntemleri nedeniyle kaybolduğunu belirten bir mektup yazdı. Aralık 1894’ün sonunda Pavia’daki ailesine katılmak için İtalya’ya gitti. İtalya’daki ilk döneminde “On the Investigation of the State of the Ether in a Magnetic Field” (Manyetik Alanda Eter Durumunun İncelenmesi) başlıklı kısa bir makale yazdı.

Einstein genç yaştan itibaren matematik ve fizikte akranlarından çok daha başarılı ve üst seviyedeydi. Oniki yaşındaki Einstein, sadece bir yaz döneminde Cebir ve Öklid Geometrisi’ni kendi kendine öğrendi. Einstein ayrıca, 12 yaşında kendisine ait bağımsız Pisagor teoremi ispatını yaptı. Bir Aile öğretmeni olan Max Talmud, 12 yaşındaki Einstein’a bir geometri ders kitabı verir. Albert kısa bir sürede kitabı bitirir. Öğretmeni kendisinden daha yüksek matematik zekasına sahip olduğunu belirtmek için”Yakın bir zamanda Albert’in matematik dehası, benim takip edemeyeceğim kadar yüksek olacak” deyip ona ders vermeyi bırakmıştır. Geometriye ve cebire olan tutkusu 12 yaşında, doğanın “matematiksel bir yapı” olarak değerlendirilirse anlaşılabileceğine inandırmıştır. Einstein 12 yaşında integral ve diferansiyel üzerine hesaplar yapmaya başladı. 14 yaşındayken integral ve diferansiyel hesaplamaları konusunda uzman hale geldi.

13 yaşındayken Einstein, Immanuel Kant’ın 1781’de basılan ve en önemli eserleri arasında kabul edilen kitabı Saf Aklın Eleştirisi (Critique of Pure Reason) ile tanıştı ve Kant, en sevdiği filozof oldu. Öğretmeni “Yalnızca on üç yaşında bir çocuktu, ancak Kant’ın sıradan ölümlüler için anlaşılmaz olan eserleri onun için açıkça anlaşılır şeylerdi” demiştir.

1895 yılında, 16 yaşında Einstein, Zürih’teki İsviçre Federal Politeknik (daha sonra Eidgenössische Technische Hochschule, ETH) için giriş sınavlarına katıldı. Sınavın genel kısmında istenen başarıya ulaşamadı, fizik ve matematik sorularında ise olağanüstü başarılıydı. Politeknik müdürünün tavsiyesi üzerine 1895 ve 1896’da İsviçre’nin Aarau kentindeki Argov Kanton Okulu’na (gymnasium) giderek orta öğretimini tamamladı. İsviçre’deki okula döneminde Profesör Jost Winteler’in evinde kaldı. Bu sırada Winteler’in kızı Marie’ye aşık oldu. Albert’in kızkardeşi Maja da daha sonra Winteler’in oğlu Paul’la evlendi. Ocak 1896’da babasının onayıyla Einstein, askerlik yapmamak için Alman Württemberg Krallığı’ndaki vatandaşlığından çıktı. Eylül 1896’da okul bitirme sınavı olan Swiss Matura’yı, fizik ve matematik konularda en üst derece olan 6. derece ile, diğer dersleri ise çoğunlukla iyi notlarla geçti. 17 yaşında, Zürih Politeknik’te dört yıllık matematik ve fizik öğretim diploma programına girdi. Kendisinden bir yaş büyük olan sevgilisi Marie Winteler, öğretim görevlisi olarak İsviçre, Olsberg’e taşındı.

Einstein’ın gelecekte karısı olacak olan, 20 yaşındaki Sırp bir kadın olan Mileva Marić de o yıl Politeknik’e kaydoldu. Matematik ve fizik bölümünde altı öğrenci arasındaki tek kadındı. Sonraki birkaç yıl içinde, Einstein ve Marić’in arkadaşlığı aşka dönüştü. Beraber ders programı dışında yer alan fizik kitapları okuyarak fiziğin farklı konuları üzerinde çalışmalar yaptılar. 1900 yılında Einstein, Matematik ve Fizik sınavlarını geçerek Federal Politeknik öğretim diplomasını aldı. 1905 yılında Annus Mirabilis gazetesi sınavlarda Marić ve Einstein işbirliği yaptığını iddia etti, ancak fizikçiler ve bu konuyu inceleyen tarihçiler Marić’in herhangi bir katkı sağladığına dair hiçbir delil bulamadılar.

Albert Einstein’ın Evlilikleri ve Çocukları

1987’de Einstein ile Marić arasındaki ilk yazışmaların keşfedilmesi ve yayınlanması ile, mektuplarında “Lieserl” adlı bir kızı olduğunu, 1902 başlarında Marić’in anne ve babası ile birlikte Novi Sad’de kaldığı ve orada doğum yaptığı ortaya çıktı. Bir süre sonra Marić yanında çocuğu olmadan İsviçre’ye döndü. Einstein muhtemelen kızını hiç görmedi. Eylül 1903’te Marić’e gönderdiği mektubun içeriğinde, kızın bebeğin babası olmak ve nüfusuna almak istemediğini yazdı.

Ocak 1903’te Einstein ve Marić evlendi. Mayıs 1904’te ilk oğlu Hans Albert Einstein, İsviçre’nin Bern şehrinde dünyaya geldi. İkinci oğlu Eduard, Temmuz 1910’da Zürih’te doğdu. Nisan 1914’te Berlin’e taşındılar. Birkaç ay sonra Einstein’ın kuzeni Elsa ile romantik ilişkisi olduğunu öğrendikten sonra karısı oğulları ile birlikte Zürih’e döndü. 5 yıl ayrı yaşadıktan sonra 14 Şubat 1919’da boşandılar. Babasının “Tete” diye çağırdığı Eduard’ın, 20 yaşlarında sağlığı bozulmaya başladı ve şizofreni tanısı kondu. Annesi’nin ölümüne kadar bir kaç kere geçici olarak akıl hastanesine yattı. Annesinin ölümünden sonra tamamen akıl hastanesinde kaldı.

Einstein, 2015 yılında ortaya çıkarılan mektuplarda ilk aşkı Marie Winteler’e; evliliği ve hala Marie için olan güçlü hisleri hakkında yazdığı ortaya çıktı. 1910’da karısına ikinci çocuğuyla hamile iken “Her dakika sana olan aşkımı düşünüyorum ve yalnız bir erkek ne kadar mutsuzsa o kadar mutsuzum” diye yazdı. Einstein, Marie’ye duyduğu sevgiyle ilgili “yanlış yönlendirilmiş aşk” ve “kaçırılmış bir hayat” demiştir.

Einstein 1912’den beri özel bir ilişki içinde olduğu Elsa Löwenthal ile 1919’da evlendi. Elsa Löwenthal anne tarafından birinci dereceden ve baba tarafından ikinci derecede kuzeni idi. 1933’te ABD’ye göç ettiler. 1935’te, Elsa Löwenthal Einstein’a kalp ve böbrek yetmezliği tanısı kondu; Aralık 1936’da öldü.

Albert Einstein’ın Arkadaşları

Einstein’ın tanınmış arkadaşları arasında Michele Besso, Paul Ehrenfest, Marcel Grossmann, János Plesch, Maurice Solovine ve Stephen Wise vardı.

Patent Ofisi

1900 yılında mezun olduktan sonra, Einstein neredeyse iki sinir bozucu yılı eğitim alanında iş arayarak geçirdi. Şubat 1901’de İsviçre vatandaşlığını kazandı, ancak daha sonra tıbbi sebeplerden dolayı askerlik yapamayacağı nedeniyle vatandaşlık hakkı iptal edildi. Arkadaşı Marcel Grossmann’ın babasının yardımıyla Bern’de Federal Fikri Mülkiyet Kurumu, patent bürosunda geçici olarak 3. derece asistan inceleme memuru olarak bir iş buldu.

Einstein, çakıl toplayıcı ve elektromekanik bir daktilo gibi çeşitli cihazlar için patent başvurularını değerlendirdi. 1903’te, İsviçre Patent Ofisi’nde “makine teknolojisi uzmanı” olarak terfi aldı.

Einstein’ın Patent bürosundaki çalışmalarının çoğu, elektrik sinyallerinin iletimi ve zamanıın elektrik-mekanik senkronizasyonu ile ilgili sorularla ilgiliydi. Bu iki teknik problem ile yaptığı düşünce deneyleri; Işığın doğası, uzay ve zaman arasındaki temel bağlantı hakkında radikal çıkarımlar yapmasını sağladı.

Bern’de tanıştığı bir kaç arkadaşıyla Einstein, 1902’de kendi fenomenini tartışmak için düzenli olarak bir araya gelen “The Olympia Academy” adlı küçük bir tartışma grubu kurdu. Bir araya gelidklerinde Henri Poincaré, Ernst Mach ve David Hume’ın bilimsel ve felsefi bakış açısını etkileyen eserleri üzerinde konuşuyorlardı.

Albert Einstein’ın İlk bilimsel makaleleri

1900’de, Annalen der Physik dergisinde Einstein’ın “Folgerungen aus den Capillaritätserscheinungen” (Conclusions from the Capillarity Phenomena – Kapilarite Fenomeninden Sonuçlar) adlı makalesi yayınlandı.  30 Nisan 1905’te Einstein, Deneysel Fizik Profesörü Alfred Kleiner ona danışmanlık yaptığı “Moleküler Boyutların Yeni Bir Saptaması” adlı tezini tamamladı. Tez sonucunda Einstein, Zürih Üniversitesi tarafından doktora derecesine layık görüldü.

Einestein’ın annus mirabilis (mucize yılı) olarak adlandırılan 1905 yılında, fotoelektrik etkisi, Brown hareketi, özel görelilik, kütle ve enerjinin eşdeğerliği üzerine dört öncü bildiri yayınladı ve 26 yaşındayken akademik dünya onu tanımaya başladı.

Albert Einstein’ın Akademik Kariyeri

1908 yılına gelindiğinde, önde gelen bir bilim insanı olarak tanınmış ve Bern Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak atanmıştır. Ertesi yıl, Zürih Üniversitesi’ndeki elektrodinamik ve görelilik ilkesi üzerine bir konuşma yaptıktan sonra Alfred Kleiner, fakülteye teorik fizikte yeni oluşturulan profesörlük için onu önerdi. Einstein 1909 yılında doçentliğe atandı.

Einstein, Nisan 1911’de Prag’daki Alman Charles-Ferdinand Üniversitesi’nde profesör oldu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğunda Avusturya vatandaşlığını kabul etti.  Prag’da kaldığı süre boyunca beş tanesi radyasyon matematiği ve katıların kuantum teorisi üzerine 11 bilimsel eser yazdı. Temmuz 1912’de Zürih’e okuldaki görevine döndü. 1912’den 1914 yılına kadar, ETH Zürih’te teorik fizik profesörü olarak analitik mekanik ve termodinamiği öğretti. Ayrıca, arkadaşı ve matematikçi olan Marcel Grossmann ile birlikte sürekli ortam mekaniği, ısı moleküler teorisi ve çekim problemi üzerine çalıştı.

3 Temmuz 1913’te Berlin Prusya Bilim Akademisine üye olarak seçildi. Bir hafta sonra Zürih’te onu ziyaret eden Max Planck ve Walther Nernst, yakında kurulacak olan Kaiser Wilhelm Fizik Enstitüsü’nde direktör öğretim görevlisi olarak  çalışmasını istediler. (Teklifleri Akademi üyeliği, maaş ve ders verme zorunluluğu olmadan Berlin Humboldt Üniversitesi’nde profesörlük idi.) Resmi olarak 24 Temmuz’da akademiye seçildi ve bir sonraki yıl Alman İmparatorluğuna taşınmayı kabul etti. Berlin’e taşınması konusundaki kararını, romantik bir ilişki yaşadığı kuzeni Elsa’nın yakınında olma  düşüncesi de etkilenmiştir. Akademiye ve dolayısıyla Berlin Üniversitesi’ne 1 Nisan 1914’te katıldı. Birinci Dünya Savaşı o yıl patlak verdi, Kaiser Wilhelm Fizik Enstitüsü açılması için yapılan planlar ertelendi. Enstitü Einstein’ın Direktörlüğünde 1 Ekim 1917’de kuruldu. 1916’da Einstein, Alman Fizik Topluluğunun (1916-1918) başkanlığına seçildi.

Einstein’ın 1911’de yaptığı yeni genel görelilik kuramıyla ilgili hesaplamalara dayanarak, “başka bir yıldızdan gelen ışık Güneş’in çekim kuvveti tarafından bükülmelidir” teorisini öne sürdü. 1919’da bu teorisi Sir Arthur Eddington tarafından 29 Mayıs 1919 güneş tutulması sırasında doğrulandı. Bu gözlemler uluslararası medyada yayınlanarak Einstein’ı dünyaca ünlü biri yaptı. 7 Kasım 1919’da İngiltere’nin önde gelen gazetesi Times, “Bilimde Devrim – Evrenin Yeni Teorisi – Yıkılan Newton Fikirleri” manşetleri ile yayınlandı.

1920’de Hollanda Kraliyet Sanat ve Bilim Akademisinin Yabancı Üyesi oldu. 1922’de Teorik Fizik’e yaptığı hizmetler ve özellikle fotoelektrik etki yasasının keşfi için 1921 Nobel Fizik Ödülüne layık görüldü.

Einstein, 1921’de Kraliyet Cemiyetinin (ForMemRS) bir Yabancı Üyesi seçildi. Ayrıca 1925 yılında Royal Society’den Copley Madalyası aldı.

1921-1922: Yurt dışına çıkıyor

Einstein, 2 Nisan 1921’de New York City’i ilk kez ziyaret tti. Belediye Başkanı John Francis Hylan tarafından resmi olarak karşılandı. Üç hafta boyunca konferans ve resepsiyonlara katıldı. Columbia Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi’nde çeşitli konferanslar verdi. Washington’da Beyaz Saray’ı ziyareti için Ulusal Bilim Akademisi temsilcileri kendisine eşlik etti. Avrupa’ya döndüklerinde Londra’da İngiliz devlet adamı ve felsefeci Viscount Haldane’nin misafiriydi ve orada ünlü bilimsel, entelektüel ve siyasi figürlerle tanıştı. King’s College London’da bir konferans verdi.

Temmuz 1921’de Amerikalıların bazı özelliklerini kısaca anlatmaya çalıştığı  “İlk ABD İzlenimlerim” adlı bir makale yayınladı.

1922’de yaptığı geziler onu Asya’ya ve daha sonra Filistin’e götürdü. Altı aylık bir gezi ve konuşma turunun bir parçası olarak Singapur, Seylan ve Japonya’yı ziyaret etti. Japon İmparatoru ile tanıştı. Binlerce insanın izlediği ilk konferansını İmparatorluk Sarayı’nda verdi. Oğullarına gönderdiği bir mektupta, Japonlara olan izlenimini mütevazi, akıllı, düşünceli ve sanat için gerçek bir hisse sahip insanlar olarak tanımladı.

Einstein’ın Uzak Doğu’ya yaptığı yolculuklar nedeniyle, Aralık 1922’de Stockholm’de düzenlenen Nobel Fizik Ödülü törenine katılamadı. Onun yerine, konuşmacı olarak bir Alman diplomat oldu. Konuşmasında Einstein’ı sadece bir bilim insanı değil aynı zamanda uluslararası bir barış yanlısı ve aktivist olarak tanımladı.

Dönüş yolculuğunda 12 gün boyunca Filistin’de kaldı. İngiliz fizikçisi Sir Herbert Samuel’in evine geldiğinde, bir fizikçiden ziyade bir devlet başkanıymış gibi karşılandı. Bir resepsiyon sırasında, bina onu görmek ve duymak isteyen insanlar tarafından doldu taştı. Einstein’ın izleyiciyle yaptığı konuşmada, Yahudi halkın dünyada bir güç olarak tanınmaya başlandığına dair mutluluk duyduğunu söyledi.

Einstein, 1923’te iki hafta İspanya’yı ziyaret etti ve kısa bir süre Santiago Ramón y Cajal ile bir araya geldi ve aynı zamanda Kral Alfonso XIII’den İspanyol Bilim Akademisi üyesi olarak bir diploma aldı.

1922’den 1932’ye kadar Einstein, Bilim Adamları, araştırmacılar, öğretmenler, sanatçılar ve entelektüeller arasındaki uluslararası değişimi teşvik etmek amacıyla oluşturulan Cenevre’de Birleşmiş Milletler Cemiyetinin Uluslararası Fikri İşbirliği Komitesinin çalışmalarında yer aldı. Eski fizik profesörü Hendrik Lorentz ve Fransız kimyager Marie Curie de bu komitenin üyelerindendi.

1930-1931: ABD Seyahati

Aralık 1930’da Einstein, California Institute of Technology’de araştırma görevlisi olarak iki aylık olarak planlanan bir çalışma sebebiyle Amerika’yı ikinci kez ziyaret etti. ABD’ye yaptığı ilk ziyareti sırasında gösterilen aşırı ilginin ardından, kendisi ve çalışmayı düzenleyenler iş mahremiyetini korumayı tercih ettiler. Ödül alma veya kamuya açık konuşma davetiyeleri yağdı, fakat hepsini reddetti.

New York’a geldikten sonra Einstein, Chinatown da dahil olmak üzere çeşitli yer ve etkinliklere, New York Times editörleri ile bir öğle yemeğine ve Metropolitan Opera’daki Carmen performansına götürüldü. Takip eden günlerde Belediye Başkanı Jimmy Walker tarafından kentin anahtarları verildi ve Einstein’ı “zihnin hükümdarlığının kralı” olarak nitelendiren Kolombiya Üniversitesi başkanıyla görüştü. New York’un Riverside Kilisesi’ndeki papaz Harry Emerson Fosdick, Einstein’a kiliseyi gezdirdi ve girişte duran tam boyutlu bir Einstein heykelini gösterdi. Ayrıca New York’ta kaldığı süre boyunca, Hanuka kutlaması sırasında Madison Square Garden’da 15.000 kişilik bir kalabalığa katıldı.

Einstein daha sonra Caltech başkanı ve Nobel ödüllü Robert A. Millikan ile tanıştığı Kaliforniya’ya gitti. Millikan’la yaptığı dostluk, Millikan’ın vatansever militarist olduğu için garip karşılandı. Çünkü Einstein belirgin bir pasifistti. Caltech’in öğrencilerine yaptığı bir konuşmada Einstein, bilimin genellikle iyilikten çok zarar verme eğiliminde olduğunu belirtti.

Savaştan nefret etmesi Einstein’ı pasifist (Savaş Karşıtı) yazar Upton Sinclair ve film yıldızı Charlie Chaplin ile dost olmasını sağladı. Universal Studios başkanı Carl Laemmle, Einstein’a stüdyosunu gezdi ve onu Chaplin’le tanıştırdı. Chaplin, Einstein’ı ve eşi Elsa’yı akşam yemeğine evine çağırdı.  Chaplin, Einstein’ın dışa vuran kişiliğinin sakin ve nazik olduğunu “olağanüstü entelektüel enerjisinin” “son derece duygusal bir mizaç” ını sakladığını söyledi.

Chaplin’in City Lights adlı filmi birkaç gün sonra Hollywood’da galası yapıldı ve Chaplin, Einstein ve Elsa’yı kendisine özel konukları olarak davet etti. Einstein’ın biyografisti Walter Isaacson, bunu “yeni çağın en unutulmaz sahnelerinden biri” olarak nitelendirdi. Chaplin, daha sonra Berlin gezisinde Einstein’ı evinde ziyaret etti.

1933: ABD’ye göç

Şubat 1933’te Amerika’yı ziyaret ederken Einstein, Almanya’nın yeni başbakanı Adolf Hitler’in yönetiminde Nazilerin iktidarının yükselişi ile Almanya’ya dönemeyeceğini biliyordu.

1933 yılının başında Pasadena’daki California Teknoloji Enstitüsünde üçüncü iki aylık profesörlük görevine başladı. O ve eşi Elsa, Mart ayında gemiyle Belçika’ya döndüler ve yolculuk sırasında yazlıklarının Naziler tarafından basıldığını ve yelkenlisine el konulduğunu öğrendi. 28 Mart’ta Antwerp’e ulaştığında derhal Alman konsolosluğuna gitti.  ve pasaportunu oraya bıraktı ve Alman vatandaşlığını resmen terk etti. Naziler daha sonra teknesini sattı ve kır evini bir Hitler Gençlik kampına dönüştürdü.

Mülteci Statüsü

Nisan 1933’te Einstein, yeni Alman hükümetinin Yahudilerin üniversitelerde öğretim de dahil olmak üzere herhangi bir resmi kurumda görev almasını yasaklayan kanunları kabul ettiğini öğrendi. Binlerce Yahudi bilim adamı birdenbire üniversite pozisyonlarını bırakmaya zorlandı ve isimleri istihdam edildiği kurumlardan silindi.

Bir ay sonra, Einstein’ın eserleri Nazi  Alman Öğrenci Birliği’nin yakmak için belirlediği kitaplar arasında yer aldı ve Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels “Yahudi entelektüalizmi öldü” diye duyurdu. Bir Alman dergisi, onu düşman listesine dahil etti. Alman rejimi “henüz asılamadı” deyimiyle başına 5.000 dolarlık bir ödül koydu. Daha sonra Almanya’dan İngiltere’ye göç etti.

Einstein artık kalıcı bir evden yoksun, nerelerde yaşayacağını ve çalışacağını bilmiyordu. Almanya’daki sayısız bilim adamının kaderi hakkında da aynı oranda endişe duyuyordu. Belçika De Haan’da birkaç ay yaşadığı bir ev kiraladı. Geçen yıllarda Einstein’la arkadaş olan İngiliz donanma Komutanı Oliver Locker-Lampson’ın kişisel daveti üzerine Temmuz 1933’ün sonlarında, yaklaşık altı haftalığına İngiltere’ye gitti. Londra’nın dışındaki tenha evinde Einstein’ı korumak için Locker-Lampson’un av tüfeği taşıyan iki yardımcısını görevlendirdi.

Einstein Locker-Lampson’nın evinde Winston Churchill ile tanıştı. Daha sonra Austen Chamberlain ve eski Başbakan Lloyd George’la bir araya geldi. Onlardan, Yahudi bilim adamlarının Almanya dışına çıkarılmalarına yardım etmelerini istedi. İngiliz tarihçi Martin Gilbert, Churchill’in derhal harekete geçtiğini ve arkadaşı fizikçi Frederick Lindemann’ı Yahudi bilim adamlarını araştırıp onları İngiliz üniversitelerine yerleştirmesi için gönderdiğini belirtti. Churchill daha sonra, Almanya’nın Yahudileri tahliye etmesinin bir sonucu olarak “teknik standartlarını” düşürdüklerini ve Müttefikler’in teknolojilerini onların üstüne çıkardıklarını söyledi.

Einstein, daha sonra diğer ulusların liderleriyle temas kurdu. Türkiye’nin o zamanki Başbakanı İsmet İnönü’ye Eylül 1933’te yazdığı mektupla “İşsiz Alman-Yahudi bilim adamlarının üniversitelere yerleştirilmesini istedi. Einstein’ın mektubunun bir sonucu olarak, Türkiye’ye davet edilen Yahudiler ile birlikte nihayetinde 1,000’den fazla kişi kurtarıldı.

Locker-Lampson, İngiliz vatandaşlığını Einstein’a verilen vatandaşlığın süresinin uzatılması için parlementoya bir tasarı sundu. Bu süre zarfında Einstein, Avrupa’da meydana gelen krizi anlatan bir dizi halka açık konuşmalar yaptı. Konuşmalarında Almanya’nın Yahudilere yaptığı muameleyi kınadı. Aynı zamanda Filistin’den de Yahudi vatandaşlığı istedi. Locker-Lampson Einstein’ı İngiltere’de geçici olarak sığınan bir “dünya vatandaşı” olarak nitelendirdi. Ancak, her iki başvuru da olumsuz sonuçlandı. Einstein daha sonra ABD’de ikamet eden bir bilim adamı olabilmek için Princeton İleri Enstitüsü’nden daha önce yapılmış bir teklifi kabul etti.

Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü Dönemi

Ekim 1933’te Einstein, Nazi Almanyasından kaçan bilim adamları için sığınma yeri olduğunun altını çizen Princeton Yüksek Öğrenim Enstitüsünde çalışmak üzere ABD’ye gitti.  O zamanlar, Harvard, Princeton ve Yale de dahil olmak üzere çoğu Amerikan üniversitesinde, 1940’ların sonlarına kadar süren Yahudi kotalarının bir sonucu olarak Yahudi azınlığa mensup hiç öğrenci yoktu.

Einstein geleceği konusunda kararsızdı. Mayıs 1931 ile Haziran 1933 arasında Christ Church, Oxford da dahil olmak üzere birçok Avrupa üniversitesinden teklifler aldı. Ancak 1935 yılında son kararını verdi. Birleşik Devletlerde kalıcı olacağı vatandaşlık başvurusunda bulundu.

Einstein’ın İleri Araştırmalar Enstitüsü’ne üye olması 1955’te ölümüne kadar sürecekti. Yeni Enstitü’de ​​ilk seçilen dört kişiden biri oldu (diğer ikisi John von Neumann ve Kurt Gödel idi), kısa bir sürede Gödel ile yakın bir arkadaşlık geliştirdi. İkili, çalışmalarını tartışırken birlikte uzun yürüyüşler yaptı. Yardımcısı Bruria Kaufman daha sonra fizikçi oldu. Bu dönemde Einstein, birleşik bir alan teorisini geliştirmeye ve kabul edilen kuantum fiziğinin yorumlanmasını çürütmeye çalıştı; her ikisi de başarısız oldu.

İkinci Dünya Savaşı ve Manhattan Projesi

1939’da, göçmen fizikçi Leó Szilárd’ın da arasında bulunduğu bir grup Macar bilim adamı Washington’u sürmekte olan Nazi atom bombası araştırmaları konusunda uyarmaya çalıştı. Grubun uyarıları önemsenmedi. Einstein ve Szilárd, Edward Teller ve Eugene Wigner gibi diğer mültecilerle birlikte “Bilim adamları olarak Amerikalıları uyarma sorumluluğu taşıdıklarını, Almanların bir atom bombası oluşturmak için çalıştığıklarını ve Hitler’in böyle bir silaha başvurmaya istekli olduğunu” yazdıkları bir mektupla dile getirdiler. ABD’nin, 1936 Temmuz’unda, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından birkaç ay önce tehlikeden haberdar olduğuna emin olmak için Szilárd ve Wigner Einstein’ı ziyaret ettiler. Savaş karşıtı olan Einstein atom bombaları  olasılığını hiç düşünmediğini söyledi. Szilárd, Başkan Roosevelt’e bir mektup yazarak kendilerine destek vermesini ve ABD’nin nükleer silah araştırmalarına dikkatini çekmek için yardım istedi.

Mektupun “ABD’nin II. Dünya Savaşı’na giriş döneminde, nükleer silahlarla ilgili ciddi araştırmalar yapılmasını kabul etmesinin kilidi” olduğuna inanılıyor. Mektupa ek olarak Einstein, Beyaz Saray’ın Oval Ofisine kişisel bir elçi göndermek için Belçika Kraliçesi  ve Kraliyet Ailesi ile olan bağlantılarını kullandı. Bazıları, Einstein’ın mektubunun ve Roosevelt’le yaptığı görüşmelerin sonucu olarak, Manhattan Projesi’ni başlatmak, “atom bombası geliştirmek” için “muazzam maddi ve bilimsel kaynakları” ayırarak “yarışa” girdiğini söylüyorlar.

Einstein için “savaş bir hastalıktı … ve savaşa karşı direnme çağrısında bulundu.” Roosevelt’e mektup yazarak, bazıları pasifist ilkelerine aykırı davrandığını iddia ediyor. 1954 yılında ölümünden bir yıl önce Einstein, eski arkadaşı Linus Pauling’e “Ben hayatım boyunca tek büyük hata yaptım.  Başkan Roosevelt’e yazdığım Atom bombalarının yapılmasını tavsiye eden mektubu imzaladığımda; ancak bazı gerekçeler vardı. Almanların atom bombası yapma tehlikesi … ”

ABD vatandaşlığı

Einstein, vatandaşlık belgesini hakim Phillip Forman’ın elinden alarak, 1940’da bir Amerikan vatandaşı oldu. Kariyerine Princeton for Advanced Study’de (Princeton, New Jersey) devam ettikten kısa bir süre sonra, Avrupa’ya kıyasla Amerikan kültüründe olan meritokrasi konusundaki takdirini dile getirdi. Sosyal engelleri olmaksızın “bireylerin, düşündüklerini söyleme hakkı” ve bunun sonucunda, kendi ilk eğitimine kıyasla, özellikli bireylerin daha yaratıcı olma konusunda cesaretlendirildiğini söyledi.

Albert Einstein’ın Ölümü

17 Nisan 1955’te Einstein, daha önce 1948’de Rudolph Nissen tarafından cerrahi olarak tedavi edilmiş olan, karın aortik anevrizması rüptürünün neden olduğu bir iç kanama yaşadı.

Kaldırıldığı hastanede İsrail Devleti’nin yedinci yıldönümünü kutlamak için televizyonda yapacağı bir konuşmanın taslağını hazırlarken vefat etti.

Einstein cerrahiyi reddetti: “İstediğim zaman gitmek istiyorum. Hayatı yapay olarak uzatmak tatsızdır. Payıma düşeni yaptım ve artık gitme zamanı. Zarifçe gideceğim.” Princeton Hastanesi’nde sabahın erken saatlerinde 76 yaşındayken öldü. Sonuna kadar çalışmaya devam etti.

Otopsiden sonra, Princeton Hastanesi patoloğu Thomas Stoltz Harvey, Einstein’ı akıllı hale getiren şeyin geleceğin sinirbiliminin keşfedebileceğini ümit ederek, Einstein’ın beynini ailenin izni olmaksızın korumak için çıkardı. Einstein’ın kalıntıları yakıldı ve külleri açıklanmayan bir yere savruldu.

13 Aralık 1965’te UNESCO merkezinde yapılan bir anmada, nükleer fizikçi Robert Oppenheimer, Einstein’ı gören bir kişi olarak hakkındaki izlenimini şöyle özetledi: “Neredeyse tamamen sofistike ve dünyevi olmaktan tamamen uzaktı… Onda her zaman inatçı çocukluk ve harika bir saflık vardı”

Beyza Şekerci Engin Hepileri çifti ilk bebeklerine bakın ne isim verdi

İntikam dizisinin setinde başlayan aşklarını 2015 yılında evlilikle taçlandıran Beyza Şekerci Engin Hepileri çifti, ilk bebeklerini kuçaklarına aldılar. Ünlü çift bebeklerine bakın ne isim verdi.

Anne-baba olan çift, 3 kilo dünyaya gelen oğullarına ‘Can’ ismini verdi. İntikam dizisinin setinde aşk yaşamaya başlayan Engin Hepileri Beyza Şekerci çifti, 2015 yılının Mayıs ayında nikah masasına oturarak hayatlarını birleştirmişlerdi.

Evliliklerinde 3 yılı geride bırakan Beyza Şekerci-Engin Hepileri çiftinin oğulları 5 Ekim Cuma sabahı saat 08.44’te doğdu.

Anne-baba olan çift, 3 kilo dünyaya gelen oğullarına ‘Can’ ismini verdi.

internet haber

Sema Keçik sevgilisi Halil İbrahim Kurum arasındaki yaş farkı kriz çıkardı!

Yeni Gelin dizisinde Muhteber rolünde ünlenen oyuncu Sema Keçik rol arkadaşı 1990 doğumlu Halil İbrahim Kurum ile yaşadığı aşk olay oldu. Kendisinden 25 yaş küçük olan Halil İbrahim Kurum ile dizi setinde tanışan çift abla-kardeşi oynuyor. Sosyal medyada ise aşklarına tepki büyük.

Sema Keçik kendisinden 25 yaş küçük genç aşkı Halil İbrahim Kurum ile yaşadığı dizi aşkının gün yüzüne çıkması ile şu günlerde magazin basınının gündeminde. 1990 doğumlu Halil İbrahim Kurum ile Yeni Gelin dizinde abla-kardeş rolünde olan oyuncuya en büyük tepki ise sosyal medyadan geldi.

Birçok kişinin Muhteşem Yüzyıl dizinde tanıdığı başarılı oyuncu Sema Keçik Yeni Gelin dizisinde Muhteber rolu ile ününe ün kattı. Şu sıralar ise kendisinden yaşça küçük 1990 doğumlu genç sevgilisi ile yaşadığı aşk dillere düştü.

SEMA KEÇİK KİMDİR: Sema Keçik, 1965 yılında Ağrı’da dünyaya geldi. Lisansını Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bölümü Ses ve Ritm Eğitimi Bölümü’nde tamamladı.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin dansçısı olan Sema Keçik, 2009 yılında rol aldığı Bir Bulut Olsam dizisi ile ilk oyunculuk deneyimini yaşadı. Bir döneme damga vuran, baş rollerini Halit Ergenç, Meryem Uzerli ve Nebahat Çehre’nin başrollerini paylaştığı Muhteşem Yüzyıl Kösem dizisinde Daye Hatun rolünü canlandırdı.

Ardından Aşk Yeniden ve Paşa Gönlüm dizilerinde rol aldı. Sema Keçik, 2017’den bu yana Show Tv’de yayınlanan başrolü Jessica May Drociunas ve Tolga Mendi’nin paylaştığı Yeni Gelin dizisinin kadrosunda yer almakta ve Möhteber karakterini canlandırmaktadır.

YENİ GELİN DİZİSİNİN BARAN’I HALİL İBRAHİM KURUM KİMDİR: Yeni Gelin projesinin oyuncu kadrosunda yer alan Halil İbrahim Kurum, 15 Kasım 1990 tarihinde Adana’da hayata gözlerini açmıştır. İlk ve orta öğrenimini bitirmesinin akabinde üniversite eğitimini Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nde Oyunculuk Bölümü’nden tamamlayarak mezun olmuştur. Tıpkı kendisi gibi rol arkadaşı Sema Keçik ile birlikte Yeni Gelin yapımında abla-kardeş rolünü canlandıran Halil İbrahim Kurum, Almanya ve Hindistan’da gerçekleştirilen workshop’lara katılım sağlayarak beden dili alanında eğitim almasıyla kendini geliştirmiştir.

Türkiye’ye yerleşme kararı almasının ardından solistlik yapmaya başlayan Halil İbrahim Kurum, sonraki süreçte oyunculuk hayatına başlangıç yaparak Çukurova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda oyunculuk görevini icra etmeye başlamıştır.

Oyunculukla birlikte müzik tutkunu olarak da nitelendirilen Halil İbrahim Kurum, ilk kez televizyon ekranlarında kamera karşısında Show TV’de yayınlanan “Yeni Gelin” isimli dizi projesinde “Baran” rolünü üstlenmiştir. Baş rollerini Tolga Mendi ve Jessica May’in paylaştığı bu dizide, Mustafa Avkıran, Dağhan Külegeç ve Sema Keçik gibi oyuncularla birlikte rol üstlenmektedir.

internet haber

Yaşamayanlar dizisinin Dmitry’si Kerem Bürsin Afra Saraçoğlu ile aynı filmle rol alacak!

Yaşamayanlar dizisinin başrol oyuncusu Kerem Bursin Türkiye’nin ve dünyanın ilk e-spor filmi İyi Oyun’da son dönemin başarılı oyuncusu Afra Saraçoğlu ile birlikte ağabey-kardeş olarak rol alacak.

Bilgisayar oyunu League of Legends oynayan beş gencin Türkiye’de gerçekleşecek turnuvaya hazırlık sürecini anlatan sıradışı gençlik filmi İyi Oyun 2 Kasım’da vizyona giriyor.

Beraber ağabey-kardeşi canlandırmaktan keyif aldıklarını dile getiren Kerem Bürsin ve Afra Saraçoğlu filmde Rüzgar ve Ada karakterleri ile seyirci karşısına çıkacaklar.

Mert Yazıcıoğlu, Yiğit Kirazcı, Afra Saraçoğlu, Hakan Kurtaş, Orkun Işıtmak, Bahar Şahin, Doğaç Yıldız, Tolga Canbeyli, Bada Oh Deniz ve Kerem Bürsin’in başrollerinde yer aldığı film Türkiye’nin ve dünyanın ilk e-spor gençlik filmi olarak bir ilke imza atacak.

Filmin yönetmen koltuğunda Netflix’in ilk Türk dizisi Hakan: Muhafız’ın yönetmenliğini yapan Umut Aral otururken, senaryosunu ise Emre Sirel kaleme aldı.

internet haber

Ünlü oyuncu Mehtap Bayri’nin acı günü

41 yaşındaki sevilen oyuncu Mehtap Bayri’nin babası Yaşar Bayri, hayatını kaybetti. Ünlü oyuncu babasının vefatını sosyal medyada birlikte çekindikleri fotoğrafı paylaşarak takipçileriyle paylaştı.

Türk dizilerinde sürekli görmeye alışık olduğumuz tecrübeli oyuncu Mehtap Bayri’nin babası Yaşar Bayri hayatını kaybetti. Babasıyla fotoğrafını sayfasında paylaşan Mehtap Bayri’ye çok sayıda başsağlığı yorumu geldi. Sevenlerinden de destek mesajları alan Bayri’nin paylaştığı fotoğraf:

 

Çocuklar Duymasın’n Seyyar Tayyar’ı Muhammed Emin Gümüşkaya’ye ne oldu sağlık durumu nasıl

Çocuklar Duymasın’daki Seyyar Tayyar karakteriyle izleyicinin gönlünde taht kuran usta oyuncu Muhammed Emin Gümüşkaya yoğun bakıma kaldırıldı. Peki uhammed Emin Gümüşkaya’ya ne oldu? Sağlık durumu nasıl? İşte Çocuklar Duymasın’ın Seyyar Tayyar’ına dair merak edilenler…

Çocuklar Duymasın dizisinde Seyyar Tayyar rolüyle dikkatleri üzerine çeken ünlü oyuncu Muhammet Emin Gümüşkaya, gün içerisinde KOAH atağı şüphesiyle Pendik’te bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı. Hastanede solunum cihazına bağlanan ünlü oyuncu Gümüşkaya, yoğun bakıma alındı.

EMİN GÜMÜŞKAYA KİMDİR?: Emin Gümüşkaya, 10 Ocak 1948 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Tam adı Muhammed Emin Gümüşkaya’dır. Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünden mezun oldu.1985 yılında “Bay Alkide oynayarak dizi oyunculuğuna başladı. Özellikle 2010 yılında Çocuklar Duymasın adlı dizide başarıyla canlandırmış olduğu Seyyar Tayyar karakteri ile halkın sevdiği oyuncular arasına girmeyi başardı.

Emin Gümüşkaya, Tiyatroya 1964 yılında Bursa Halkevi’nin Oda Tiyatrosu’nda, Orhan Asena‘nın Kapılar adlı oyununda Topal rolüyle başladı. William Shakespeare tarafından yazılan Hırçın Kız adlı tiyatro oyununda aldığı rol ile 1972 yılında Bursa Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosuna geçti. Daha sonra pek çok oyunda rol aldığı gibi yönetmenlik de yaptı.

1994 yılında bu görevine ek olarak Osmangazi Belediyesi’nin sanat danışmanlığını üstlendi. Beledri binasının elden geçirilmesini sağlayarak burada tiyatro oyunculuğu kursları düzenledi ve yönetti.

2002 yılında Devlet Tiyatrolarından emekli oldu. İlk eşinden boşanmış olan Emin Gümüşkaya’nın bir çocuğu vardır. Emin Gümüşkaya, 12 Şubat 2001 yılında tiyatrocu Belgin Bilgin ile evlendi.

internet haber

Bergüzar Korel Kimdir?

Bergüzar Korel Biyografi?

Ünlü oyuncu Bergüzar Korel, 2006 yılında başrol karakterini canlandırdığı ‘Binbir Gece’ dizisiyle reyting rekorları kırmıştır.

BERGÜZAR KOREL KİMDİR?

27 Ağustos 1982 İstanbul doğumludur. Çocukluğunu Ulus’ta geçirmiş, ilköğretim eğitimini Nilüfer Hatun İlkokulu’nda almıştır. Orta okulu ise Yıldız Koleji’nde okumuştur sonrasında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü bitirmiştir. Üniversite eğitiminden önce profesyonel voleybol oynadı. Okul yıllarında birçok kısa film ve oyunda yer aldı. 2009 yılında Halit Ergenç ile evlilik yapmış, bu evlilikten Ali isminde bir oğulları olmuştur.

KARİYERİ

Televizyon hayatına ilk olarak 1998 yapımı olan ‘Kırık Hayatlar’ adlı dizi ile başlamıştır. Daha sonra 2005 yılında ‘Kurtlar Vadisi Irak’ filminde Leyla karakteri ile yer almıştır. Bu film için rol teklifi geldiğinde doktorlar babasının çok hasta olduğunu söyler.

Annesinin ‘ baban bu görüşmeye gitmeni isterdi’ sözü üzerine ikna olur ve teklifi değerlendirir. Bu rol ile elde ettiği başarı sayesinde teklifler gelmeye devam etmiştir. 2006 yılında başrol karakterini canlandırdığı ‘Binbir Gece’ dizisi reyting rekorları kırmıştır. Oyuncu en iyi çıkışını bu dizi ile yapmıştır. Sanatçı son olarak Kenan İmirzalıoğlu ile başrolü paylaştığı ‘Karadayı’ dizisi ile ekranlara gelmiştir.

ÖDÜLLERİ

2013 Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu (Karadayı)

2013 Yıldız Teknik Üniversitesi En İyi Kadın Oyuncu (Karadayı)

2012 Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği “TV Yıldızı” ödülü

2010 Aslan Max En Sevilen Çocuk Programı

2008 Burç Okulları En Başarılı Kadın Oyuncusu

2006 Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu (Binbir Gece)

ROL ALDIĞI PROJELER

2012 -2015 Karadayı / TV Dizisi / Yön: Uluç Bayraktar,Cem Karcı / Feride Şadoğlu / ATV

2011 – Muhteşem Yüzyıl / TV Dizisi / Yön: Taylan Biraderler / Monica Teresse / Show TV

2010 – Bitmeyen Şarkı / TV Dizisi / Yön: Sadullah Celen / Feraye / ATV

2006 – 2009 Binbir Gece / TV Dizisi / Yön: Kudret Sabancı / Şehrazat Evliyaoğlu / Kanal D

2005 – Zeytin Dalı / TV Dizisi / Yön: Hakan Gürtop / İklim / TRT

2001 – Cemalim / TV Filmi / Yön: Aydın Sayman / Suna /Show TV

1998 – Kırık Hayatlar / TV Dizisi / Yön: Hüdaverdi Yavuz / TGRT

 

Adriana Lima Kimdir?

Adriana Lima Kimdir? Nereli? Biyografisi

1981 doğumlu dünyaca ünlü manken Adriana Lima son dönemlerde Türkiye’de sıkça yazar Metin Hara ile aşlarıyla gündeme gelmiştir. Brezilya’nın Salvador Eyaleti’nin başkenti Bahia’da maddi durumu sıkıntılı bir ailenin evladı olarak doğmuştur. 13 yaşında iken bir markette alışveriş yaptığı dönemde fark edilmiş ve 15 yaşında katıldığı Ford Supermodel of Brazil Model Search yarışmasını kazanmıştır.

Kısa süre sonra New York’a taşınmış ve Elite Model Management ile anlaşmış ve Vogue, Maria Claire dergilerinin moda çekimlerinde yer almıştır.

Asıl çıkışını Times Square reklam tablosunda yer alan bilboard reklamı ile gerçekleştirmiş ve 2000 yılında Guess Costanoa Kampanyasında dünyaca ünlü isimler olan Laetitia Casta, Claudia Schiffer ve Eva Herzigova gibi mankenler ile yer almıştır.

1998 yılında ise Victoria’s Secret defilesi ile tamamen tanınmış ve Gisele Bündchen ve Heidi Klum ile birlikte melek kanatları takarak sergiledikleri iç çamaşırı defilesinde boy göstermiş 2003 yılında Vicrotia’s Secret defilesinde açılışı gerçekleştiren manken olarak ismini moda dünyasına yazdırmıştır.

Türkiye’ye ilk olarak 2009 yılında Acun Ilıcalı’nın sunmuş olduğu Var Mısın Yok Musun yarışması için gelen Adriana Lima bu yarışmada 75 bin TL kazanmış ve kazandığı parayı kanser olan çocuklar için bağışlamıştır.

14 Şubat 2009 yılında NBA basketbolcularından Marko Jaric ile evlenmiş ve bu evliliğinden 2009 doğumlu Valentine Lima Jaric ve 2012 doğumlu Sienna Lima Jaric isimlerinde iki kızı vardır. Çift daha sonra 2014 yılında boşanmıştır.

Adriana Lima aslen Brezilya kökenli, Amerikan Yerlisi’dir.